< Dmitri's Place - Blogcu





LG x130 Netbook

Bir süredir kafama netbook alma konusu takılmıştı. Öyle bir takılmıştı ki youtube'daki netbook ile ilgili videoları teker teker incelemeye, forumlarda türlü türlü bilgi edinmeye başlamıştım. Bu iş için ayırdığım bütçe de 400-600 TL arasındaydı. En sonunda bütün topladıklarımı birleştirdim ve kafama en çok yatan netbook olan Lg x130'u gittim, aldım. Alırken içimde şüpheler oluşmadı değil. Çünkü benim başta fikrim Acer Aspire One serisinden veya Asus marka bir netbook almaktı. Lg x130 ise rastgele aramalarım sonucu karşıma çıkmıştı. Eve gelip büyük bir heyecanla kurulumu yapmaya başladım. Kurulum tamamlandıktan sonra karşıma çıkan güncellemeyi kabul etmeden(sebebi artılar ve eksiler kısmında..) işime yarar birkaç program ve internet tarayıcı olarak Chrome'u kurup netbook'un altını üstüne getirmeye başladım. Sonucun bayağı bir tatmin olduğumu söyleyebilirim. Başlıklar altında incelemek gerekirse;

ŞARJ SÜRESİ

Şarjı tam dolu halde ve ekonomik modda iken 5.30 saat civarı idare edebiliyor-ki iyi bir süre-

SES

Küçük olmasından dolayı ilk bakışta ses kalitesinin düşük olmasını bekleyebilirsiniz ama bu şahane netbook düşüncelerinizi tamamiyle yıkacak. Oldukça kaliteli sesi ile sizleri bayağı memnun edecektir.

ERGONOMİKLİK

Çok hoş tasarımı ve yazdıkça yazasınız gelen rahat klavyesiyle ergonomiklik konusunda LG x130 gerçekten çok iyi.

OYUN

1024x600 ekranı yüzünden oyun konusunda tam performans sağlayamayacaktır-zaten asıl amaç oyun değildir netbooklarda-. Ama derseniz ki "gittiğim yerde basit bir oyun açayım oyun oynayayım maksat vakit geçsin" diye bu alet size bunu da sunacaktır. Şimdiye kadar Counter Strike 1.6, Max Payne, Knight Online(ekran çözünürlüğü sebebiyle ekranın tamamı görünmüyor ama sistem gereksinimleri knight online'a benzeyen ve çeşi,tli çözünürlüklerde çalışabilen başka online oyunları çalıştırabilirsiniz) gibi oyunları rahatlıkla oynayabilmekteyim.

Artıları;

+Uzun pil süresi,

+Fiyat/Performans açısından çok iyi olması,

+Ses,görüntü kalitesi,

+Ergonomiklik bakımından oldukça iyi olması,

+İnternette rahatlıkla ve hızlıca gezebilmenizi sağlayan yapısı,

+Ram'in 2 GB'a arttırılabilir olup, arttırılınca gözle görülür bir performans artışı göstermesi,

+Ofis programlarını gayet iyi çalıştırması,

+Bilgisayarın tamamen açılmasını beklemeden netbookta bulunan bir özellik(S-ON) sayesinde hemen internete bağlanabilmeniz

vs..

 

Eksileri;

-İlk açılışta yanında gelen LG programlarının iyi olmaması,

-Yine ilk açılışta kullanıcıya yaptırılması istenen BIOS güncellemesinin pek çok bilgisayarda çalışmayıp bilgisayarı kullanılamaz hale getirmesi

 

SON OLARAK; Eğer sizin de şu sıralar netbook alma gibi planlarınız varsa ve bütçeniz 400 ile 600 TL arasındaysa bu model kesinlikle sizlere önerimdir. Memnun kalacağınıza gönül rahatlığıyla garanti verebilirim.

NOT: Netbook'u alalı daha 5-6 gün oluyor. Mutlaka daha tespit etmediğim artısı, eksisi ya da bir özelliği bulunmaktadır. Yeni şeyler bulundukça bu yazı kendini yenileyecektir.

Sonisphere Festival 2010!!

Bir festivalin dünyaca ünlü pek çok grubu bir araya getirdiğini ve festivalin bir ayağının da Türkiye'de olduğunu düşünün. Tamam buraya kadar "ee ne olmuş yani" diye düşünebilirsiniz. İşin asıl can alıcı noktası ülkemize gelecek gruplar konusunda resmi açıklama olmamasına rağmen güvenilir kaynaklardan alınan bilgiler... Metallica, Rammstein, Slayer, Iggy Pop.. Çıldırmamak gerçekten elde değil.. Özellikle 2008de gidemediğim Metallica ve ülkemize ilk defa gelecek olan Rammstein'ın haberi beni yerden yere vurdu resmen. Sonisphere Festival sayesinden sevincin doruklarına ulaştım. Fakat birkaç satır evvel de dediğim gibi resmi açıklama henüz gelmiş değil. Açıklama http://www.sonispherefestivals.com adresinden yapılacak. Her gün en azından birkaç kez kontrol eder hale geldim. Nerede Sonisphere Festival adı geçse heyecanlanmaya başladım. 

Ve son olarak.. evet.. kendimde değilim.. 

 

NOT: Herhangi bir aksilik olmadığı müddetçe festivalin 25-27 Haziran tarihlerinde yapılması bekleniyor. Tabii net konuşmak için de resmi açıklamaya gerekiyor elbet :D

Yeni yılınız kutlu olsun!

İyisiyle kötüsüyle dopdolu bir 2009 yılını geride bıraktık. Ülkemiz adına değil de(zaten durum biliniyor) kendi adıma konuşacak olursam pek özel bir yıl geçirmiş olduğum söylenemez. Yani gelecekte "ah 2009da şöyle şöyle bir olay olmuştu asla unutamam" diyebileceğim bir olay gerçekleşmedi. Her şeye rağmen kötü bir yıl geçirmemiş olmanın verdiği mutlulukla bu yazıyı siz okurlar ile paylaşmaktan büyük bir zevk alıyorum. 

Her yeni yılın ardından insanda ortaya çıkan bir takım şeyler vardır.. Umut ve beklentiler.. İnsanı en kötü anında bile ayakta tutan bu iki önemli faktör hayallerimizde önemli yer kaplar. Sürekli olmasını istediğimiz bir şeyler hayal eder dururuz. Özel günleri de doğal yapımız olarak hayallerin gerçekleşmesi adına bir anahtar olarak görürüz. Hayallerin gerçekleşmesi durumunda da insan kendini dünya üzerindeki en mutlu veya şanslı insan hisseder-ki çok güzel bir duygudur tabii ki-. 

Yıllar gerçekten de bu açıdan bakılırsa büyük bir önem kaplar. Hatta pek çok insan yılları sayısal değerlerine göre ayırır. Örneklemek gerekirse; "Tek sayılı yıllarda pek uğurlu olduğum söylenemez mesela 2005 yılında şöyle olmuştu, 2007de şöyle bir olay olmuştu" gibi konuşmalara rastlamak hayli hayli mümkündür. Bu sebepten ötürüdür ki yeni bir yıla girmek gerçekten önemlidir.

Ve her yıl karşımıza çıkan yeni yıla nasıl girersen öyle geçer geyiği.. Espiri yönünden bakarsak sonsuz malzeme çıkabilecek olan bu söz aslında insanın o anda taşıdığı duygu yönünden söylenmiş olsa gerek. "Yeni yıla mutlu girdim ve bu yılım mutlu devam edecek" diyerek kişi kendini tabiri caizse gazlar. Etkisi ne kadar sürer bilinmez ama o anlık bile olsa insan gerçekten mutlu olur. Koskoca bir yılın hep lehine geçmesi düşüncesi, çok da güzel değil mi gerçekten?

Konuyla pek de alakası olmasa da bir şeye değinmek istiyorum. Yıllardır kar yağmıyor yahu!.. Özlemişiz bacaklarımıza kadar dayanan, yürürken çıkardığı o hoş sesi ve özellikle elimizde sıcacık içecekle dışarıda yağan karı izlemeyi... 

 

Herkese mutlu bir yıl dileyerek yazımı burada sonlandırıyor ve size güzel bir görüntüyle kısa bir süreliğine veda ediyorum.

 

Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun!

Cumhuriyetimiz 86.Yılını kutlar nice 86 yılları geçirmemizi diliyor, Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ü sevgi,saygı ve büyük özlemle anıyoruz.

2 Film 2 Sene


 

Sevgili blogcular sizlerle iki tane büyük coşkuyla beklediğim iki sene sonra çıkacak olan filmleri paylaşacağım. İlki Silent Hill 2. Rahatlıkla söyleyebilirim ki oyundan çevirme filmlerin neredeyse hepsi vasatı geçememiştir. Fakat Silent Hill "bence" bu genel düşünceyi yıktı. Ha, bu film hakkında "oyunla hiç ilgisi yok, olmamış ki bu oyun" diyenler yok mu? Hayli hayli var. Fakat filmdeki gerek hastahane bölümü gerekse de atmosferi(ki Silent Hill oyununu da büyük ölçüde sevdiren faktör budur) bana bol bol oyunu anımsattı. Aslında bu konuyu biraz daha kısa ve öz yazmak isterim. Genelde oyundan çevirme filmlerde oyunun senaryasona her şeyine bağlı olma gibi bir uğraşın varlığı sezilir. Fakat bu zordur. Bu yüzden senarist "hem kafama göre hem de oyuna bağlı olarak bir senaryo yazayım ben en iyisi" diye düşünür. Sonuçta genelde hüsran olur malumunuz. Ama Silent Hill'de "bence" aynı durum söz konusu kesinlikle değil. Renkler ve zevkler tartışılmaz tabii. Nefret edeni de seveni kadar çok belki daha fazla belki daha az olabilir. Netice itibariyle Silent Hill 2'yi büyük bir sevinç içinde bekliyorum arkadaş Tıp



Geçelim ikinci filmimize... Muhteşem bir öyküye sahip bir oyun vardır. Oyun yıllarca sevenir oynanır ekstradan kitapları ve çizgi romanları alınır okundukça okunur. Hatta daha da psikopata bağlayıp oyun kartları bile alınır. Sonra da online oyunu alınıp vakit yetersizliği sebebiyle oynanamaz. Fakat her zaman can olur canan olur göz olur bebek olur. Bildiniz(?) Warcraft'tan bahsediyorum tabii ki de. Yanlış hatırlamıyorsam geçen yılın başında(büyük ihtimalle yanlış hatırlıyorum) bu efsanenin bir filminin çıkacağı haberini edinmiştim. Haberin yanında, filmin 2010'da çıkacağı bilgisi de tazeden tazeden elime ulaşmıştı. Fakat o zaman ne isim belliydi ne de başka bir şey. Uzun süre ses çıkmayınca da bu haber hatrımdan bile çıkmıştı(beni affet warcraft). 2-3 hafta evvel bir arkadaşımdan edindiğim bilgiye göre filmin ismi belli olmuş ve 2011'de çıkacakmış. Bu bilgiyi arkadaşımdan aldığım anda eve gider gitmez IMDB'ye göz atma planları aklımda canlanmaya başlamıştı bile. Ki öyle de oldu. Eve gelir gelmez IMDB'ye girip bir göz attım. Filmin adı Warcraft: The Rise of The Lich King imiş. Güzel. Konu hakkında kendimce bir saptamada bulunup Arthas'ın hikayesine yöneldim. Tamam bu da güzel. Fakat bu güzelliklere 2011'de buluşacağım haberi pek güzel gelmedi be. Göz kapayıp açana kadar geçer zaman diye bir şey vardır-ki kesinlikle doğrudur efendim-. Umarım bu sefer hızına hız katıp 2011'e hemececik varır.

Evet... 2 Film 2 Sene başlıklı yazımı bitirmeden evvel umutlu olduğum bir film hakkında da bir iki cümle etmek isterim (1 Film 1 Sene diye baştan yazı yazmaktan iyidir diye düşündümGülümsüyor). Avatar: The Last Airbender. Küçüğüyle büyüğüyle tanıdığım pek çok kişinin bayağı sevdiği bu çizgi filmin(anime tamamen farklı bir şeydir dikkat ediniz...) de kanlı canlı film olarak çıkacağı haberi beni çok sevindirmişti. Bir cumartesi günü televizyonda rastladığım bir sinema kuşağı programına(çıkan/çıkacak filmler hakkında bilgiler veren bir programdı) göz atarken Avatar'ın filminin çıkacağı bilgisine eriştim. Şaşkınlığın hemen ardından bilgisayar başına geçip bir de internetten fragmanını bulup bir iki kez ağzım açık bir şekilde izleye durdum. 2010 yazında çıkacak olan bu filmi ne kadar merakla beklediğimi anlatamam sizlere sayın Dmitrisplace takipçileri. Yazımı bitirip şu fragmana bir daha bakayım Tıp

« Önceki ::